Esmeramın ( SON )


___________________________________ .
Ortalık malı yaşlı bir yosmaydı gece
Gramofon kılığında içeri süzüldüğünde
Görür görmez tanımıştım
Görür görmez anlamıştım yanlış mekan seçtiğimi
Gün ışığına çıkmamış sırlarımız vardı
Ne halt edeceğimi bilemedim başımı çevirdim
Başımı çevirdiğim yere doğru döktüm yüzümü
Elimin tersiyle yüzümün arkasına doğru süpürdüm [ Sırlardan kurtulmak o kadar basit değildi ]
Saçlarım kumral bir darbeyle dağıldı [ Saçlarım hiçbir zaman sevilmemişti ]
Elimin tersi çabuk yüzümün arkası geniş ve kullanışlıydı
Yüzsüz de olabilirdim bu da bir ihtimaldi
[ Aksi halde inkar edecektim. İnkar hepsinden kullanışlıydı]
Kendimi sağlama almıştım
Şimdi göz ucuyla biraz inceleyebilirdim
İğnesi bükülmüş çil basmıştı paslı borusunu
Neresinden tutsam elimde kalacaktı
İstanbul’dan dem vuruyordu cızırtılı sesiyle
Sebebi kimdir bilmiyordum / benim derdim başkaydı
Seni bekliyordum Esmeramın…Yosma umurumda değildi
(…)
Ben barları severim
Bütün barlar sahtekardır
Hayatın anlamı yok der kadının biri
Boş kadehi barmene uzatırken bahşiş gibi
Anlamlı olan duygulardır diyemez
Boğazına dizilmiştir kelimeleri [ nefes borusunu kemirir ucu keskin heceleri ]
Devirir içkisine titreyen gözlerini
Avcunda telefonu yalnızlığına yoldaştır
Ekranda seyre dalmıştır kederin gölgesini [ Batarya durumuna ayarlıdır gölgenin görüntüsü ]
Açılılır kapı nasıl açıldıysa öyle kapanır
Eşikte beliren her gövdeye mucizeymiş gibi bakılır
Bütün sarhoşlar birbirine benzer artık
Hepimizi toplasan bir kişi etmez
Ne kadar hayat varsa topu yarım yamalaktır
Böyle sefalet olmaz dersin barmene bakıp
Böyle kepazelik olmaz değiştir şu havayı
Biz dağları düşüneceğiz ölümü düşüneceğiz
Ölümle yüz yüze geldiğimizde ölümlü olduğumuzu
Acelemiz yok kim vurduya gideceğiz daha
Hadi ama daralıyor vaktimiz doldur şu zıkkımı
[ Barmen hâlâ ağırdan alıyordu. Böyle devam ederse elimden olacaktı eceli. Ben bu gece çok cinayet işleyecektim. Sanki öyle bir hevesim vardı. Tuttum bir bardak demli çay istedim. Gülümsedi. Sen iflah olmazsın dedi. Haklıydı. İflah’la işi olmayan bendim. İşi gereği İflah’ı tanıyan oydu ]
Kızıla boyanacak gövdemiz bir şafak vakti
Dervişin biri bulacak bizi kar altında
Kardelen olacak halimiz yok
Çoğumuz esmer kalanımız kan pıhtısı kırmızı
Yemini var kimseye anlatmayacak
Kimselere anlatmayacak yoluna çıktığımızı [ Dervişin yalancısıydım. Bağışla beni. Su yolunda kırılmış çok testi vardı ]
Yeter barmen sustur şu şarkıyı artık
Başım çatlıyor patladı kulaklarım
Kanıma dokunuyor gramofon sesi
Anladık bu şehir düşkün bir kadındır
Bütün şarkılarda İstanbul olmaz ama
Kafam iyice yükseliyor haberin olsun
İstanbul senin babandır !
Ham zeytin tadındadır şimdi çektiğimiz acı
Yasaklı dillerimiz zehir / Saç telimiz zifiri
Dağlarımızda kar / Kar gecenin rengi
Yüreğimize değmeden eriyor ayın şavkı
Ay zemheri umut zemheri
Her gün biraz daha ölüyoruz Esmeramın
İnsanca yaşamak istedikçe her gün biraz daha
Ölümün bile yoksulu düşmüş bahtımıza
İler tutar yanımız yok perişanız
Kalbi kırık bu ülkenin perişanıyız
Mermiler vızır vızır silahlar cenabet
İki ateş arasında kalmışız her yanımız cinayet
Her dakika ölümü beklesek de
Hazırmış gibi görünsek de her dakika
Ölüm bu kadar bizden yana olmamalı
Bu doğru değil
Ellerini gönder bana hiç olmazsa ellerini
Dağlara benzeyen ellerini gönder
Dokun yüzüme çiçek açsın parmakların
Belçim kokusuyla çatlasın yanaklarım
Saçlarım ayaklansın dökülsün tellerinden yıldızlar
Çocuk gözlerinle yeniden parlar gece henüz geç değil
Bana doğru yürü Esmeramın / Ardına bakmadan bana doğru
Fırat’a uzansın güvercin ayakların / Kucaklasın öz kızını velut topraklar
Selamlasın seni Mezopotamya [ Semiramis edasıyla eteklerini toplayarak
başını yere eğmeden hafifçe dizini kırıp ]
Bu toprağa düşen hiçbir can yabancı değil
Bu topraktan gelen hiçbir can öteki değil
Hiç kimse birbirinden üstün değil
Ben değilim / Sen değilsin / O değil
Kalkalım artık
Yazılmayanlar kayıtlara geçsin şiir masada kalsın [ O sonra arkamızdan gelir ]
Hesabı ben öderim / Sen misafirsin
Eldivenlerini unutma…
[ İnsanlık Susar Şiir Konuşur Esmeramın] zerrin Koç /